9 Nisan 2013 Salı

TÜKETİCİLER İÇİN  YENİ  TREND
CLEAN SLATE BRANDS (SİCİLİ TEMİZ MARKALAR)
Miras artık yük olmaya  başladı.


Günümüzün iş dünyası büyük bir değişime sahne oluyor. Gücün el değiştirmesi olarak nitelendirebileceğimiz bu değişimin baş aktörleri, pazara yeni giriş yapan ve İş Dünyası 3.0 kurallarına göre oynayan yeni nesil markalar. Bu markaların sıradışı tavrı karşısında, geçmişte daha ziyade tanınmış, köklü markaları tercih eden tüketiciler, henüz kendini kanıtlamamış ve adı sanı duyulmamış bu markalara ilgi duyar oldu. Tüketiciler için 'tanınmış' artık sıkıcı ve hatta nerdeyse kusurlu demeninin bir başka şekli. Hal böyleyken, geleceğin CLEAN SLATE BRAND’lere ait olduğunu kabul etmek gerekiyor.
CLEAN SLATE BRANDS:
Tüketiciler artık daha yeni, daha hızlı, daha temiz, daha açık ve daha duyarlı olan CLEAN SLATE BRANDS (SİCİLİ TEMİZ MARKALAR) istiyor ve köken ve tarihsel mirastan yoksun olan bu yeni markaları sevgi, ilgi ve güvene boğmaya hazır.

Bu trendi tetikleyen faktörler:

1. YENİ ARZUSU

Tüketiciler için ‘yeni’ eşittir ‘daha iyi’


NEWISM trend bülteninde altını çizdiğimiz gibi, tüketim arenası tarihin hiçbir döneminde ‘yeni’ kavramına bu derece takıntılı olmamıştı. İnovasyona erişimde yaşanan demokratikleşme ve küreselleşme sonucu (elbette girişimciliğin göklere çıkarılmasının da etkisiyle), şu an dünyanın dört bir köşesinde marka ve bireyler, mevcutlarından gerçekten de daha iyi ve daha heyecan verici yeni ürün ve servisler yaratmak ve piyasaya sürmek için gün boyu mesai harcamakta (giriş bariyerleri alçalmış durumda, özellikle online dünyada). 
İnovasyonun demokratikleşmesinin 'kim tarafından ve kim için' olduğunun altını çizecek şekilde, pazara katılan yeni oyuncuların, rekabet ettikleri geleneksel markalardan çok daha atik, çevik ve tüketicilerin (dünden ziyade) bugün ne istediklerine çok daha keskin bir biçimde odaklanmış oldukları görülüyor.
Böylece,‘yenilik’, şirketler tarafından (‘yeni ve şimdi daha da iyi’ benzeri söylemlerle) tüketicilere empoze edilen bir şey olmaktan çıkarak tüketicilerin giderek artan bir yoğunlukla, kendiliğinden talep ettiği bir şey halini aldı. Gerçekten de ‘daha iyi’ çıkan ‘yeni’ bir ürün ya da hizmetin yarattığı olumlu deneyimin tadını alan tüketiciler daha fazlasına aç hale geliyorlar.

2. INSTANT TRUST

Tüketiciler CLEAN SLATE BRANDS’e anında ısınıyor, hatta bu markaları geleneksel olanlara tercih etmeye başlıyorlar


‘Marka’ kavramı temel olarak, tüketicilerin kendilerine sunulan alternatifler arasından seçim yapmalarına yardımcı olacak, yıllar içinde yerleşmiş, tanıması kolay ve güvenilir sembollere ihtiyaç duyması fikrine dayanır. INSTANT TRUST (ANINDA GÜVEN) trendinin hüküm sürdüğü günümüz iş ortamında* bu temel fikrin dahi geçersiz kaldığını gözlemliyoruz.
* Bu trend özellikle büyük şirketlere olan güvenin tarihteki en düşük seviyesinde seyrettiği gelişmiş dünya ekonomileri için geçerli: İngiltere’de büyük şirketlere güvenen kesimin oranı sadece %28, Japonya’da %30, Avustralya’da %32, ABD’de %33 ve Kanada’da %34. Bunlara oranla gelişmekte olan ekonomilerde tüketici güven seviyeleri çok daha yüksek: Çin’de %83, Türkiye’de %72, Brezilya’da ve Hindistan’da %65 (Havas, Ocak 2013). Asıl soru şu: Büyük şirketler bu güveni koruyabilecekler mi?
Tüketicilerin CLEAN SLATE BRANDS karşısında kendilerini anında rahat hissetmelerinin, hatta bu markaları geleneksel markalara tercih etmelerinin arkasında dört tane itici güç var:

ANINDA BİLME:

Tüketicilerin deneyimlerini sosyal ağlarda paylaşması ve yeninin de yenisi ürün ve hizmetlerin bile anında değerlendirilip, puanlanması sayesinde tüketiciler artık THE F-FACTOR (F-FAKTÖRÜ) trendinin gücünden faydalanma şansına sahip. Böylece her geçen gün daha fazla sayıda tüketici yeni ürün ve hizmetleri erkenden benimsemekte sakınca görmüyor.
Araştırma sonuçları, arkadaş ve aile üyelerinin tavsiyesine tüm reklam türlerinden daha çok güvenenlerin oranının 2007’den bu yana %18 artarak %92’ye ulaştığını gösteriyor. Tüketicilerin markalarla ilgili bilgi almak için başvurduğu güvenilir kaynaklar arasında ikinci sırada %70 ile internette yer alan tüketici yorumları geliyor. Bu oranda 2008’den bu yana %15 artış artmış. Televizyon reklamlarına güvenenlerin oranı sadece %47 ve 2009’dan bu yana %24 düşmüş.
(Nielsen, Nisan 2012)

DOĞUŞTAN TEMİZ:

CLEAN SLATE BRANDS dönemin ruhunu daha iyi yansıtmakta. Yeni kurulmuş olmaları, iş modelleri ve uygulamalarına işlemiş – daha yüksek çevresel, etik ve sosyal standartlar gibi – ‘yeni’ ticari değerlere sahip olmaları anlamına geliyor. Bu yeni markaların yerel, hikayesi olan, sürdürülebilir, ilerici değerlerinin, onlara yetişmekte zorlanan büyük işletmeler tarafından nasıl sürekli biçimde sahiplenilmeye çalışıldığına bakmak yeterli.
Milward Brown’ın BrandZ Top 100 Küresel Marka Raporu’ndakiortalama marka yaşı 2006’da 84’ten sürekli bir düşüşle2012’de 68’e kadar indi.
(Millward Brown, Mayıs 2012)

BASİT GERÇEK:

CLEAN SLATE BRAND’lerin basit, zarif operasyonları (adil işgücü uygulamalarından, şeffaf tedarik zinciri ve temiz tasarıma kadar) kolay anlaşılabiliyor – ve bu yüzden müşterilerin güvenini kazanıyor. Aşırı 'karmaşıklığın' neden olduğu bir skandallar zinciri (finans ürünlerinden at etine kadar) gündemdeyken, onları kim suçlayabilir?
Karar verme sürecini kolaylaştıran markaların müşterileri tarafından başkalarına tavsiye edilme ihtimali %115 daha fazla.
(Corporate Executive Board, Mayıs 2012)

GELECEĞE GÜVEN:

Günümüzde iş uygulamaları tamamen şeffaflaşmış durumda (olmayanlar da şeffaflaşma yolunda). CLEAN SLATE BRAND’ler bunun farkında. Tüketiciler de CLEAN SLATE BRAND’lerin bunun farkında olduğunun farkında. Bu durum tüketicilerin CLEAN SLATE BRAND’lerin, tanım itibarıyle günahsız olduklarına (her şey bir yana daha henüz yeni ortaya çıkmışlar) ve gelecekte de doğru hareket edeceklerine inanmalarını açıklıyor.
Dünya çapında tüketicilerin %64’ü şirketlerin çoğununyalnızca imaj kaygısıyla sosyal sorumluluk projelerine destek verdiğini düşünüyor.
(Havas Media, 2011)
Ya da başka bir şekilde söylersek, birçok ‘eski’ marka gizliliğin rekabette bir avantaj olarak görüldüğü ve hissedarların her ne pahasına olursa olsun kâr peşinde oldukları bir dönem olan sanayi kapitalizmi çağında ortaya çıktı. Günümüzde dünya değişti, ancak eski markalar kendilerini çağa uygun şekilde yeniden konumlamak arzusunda olsalar bile bünyelerindeki derebeylikler, sarmal halini almış eski sistemler ve şeffaf olamayan tedarik zincirleriyle boğuşmak zorunda kalıyorlar (söz konusu büyük şirketlerden birinde çalışan okuyucularımızın birinci elden deneyim sahibi olduğu bir konu ;-).

3. AÇIK OPERASYON

Tüketiciler CLEAN SLATE BRAND ürünlerini satın almayı ve kullanmayı daha anlamlı buluyor

CLEAN SLATE BRAND’ler marka iletişiminin iki yönlü, katılıma açık ve daha az resmi olduğu bir dünyada yaşıyor ve bu sayede eski markaların genellikle zorlandığı bir şey olan tüketici ile bağ kurmak konusunda oldukça başarılılar.
Finansal kaynak sağlayarak, markanın operasyonuna yön vermesine yardımcı olarak veya ürünün bizzat kendisine katkıda bulunarak (aşağıdaki Lockitron, Coffee Joulies ve Waze örneklerine bakın), CLEAN SLATE BRAND’lerin müşterileri genellikle kontrolün kendi ellerinde olduğunu – temel bir insani arzu olan – ve markayla aralarında anlamlı bir bağ olduğunu daha yoğun hisedebiliyorlar*.
* Evet biz de tüketicilerin hepsinin ‘satın aldıkları markayla bir bağ kurmak istedikleri’ genellemesinden nefret ediyoruz ;-) Birçok satın alma sadece işlevsellik nedeniyle yapılıyor ve öyle olmaya da devam edecek. Ama ev bakım ürünleri gibi tüketicilerin ‘düşük katılımlı’ kategorilerde bile, güçlü hikayeleri ve kimlikleri olan CLEAN SLATE BRAND’ler başarılı olabiliyor. Örneğin Method’un tasarıma önem veren, çevre dostu ürünleri P&G ve Unilever’inkiler karşısında başarı kazanabiliyor.

4 Ocak 2013 Cuma


Alkole zam!
  
Yeni yılla birlikte sigaraya yapılan ortalama 1 liralık fiyat artışından sonra alkole de zam geldi. Alkollü içkilerden alınan asgari maktu özel tüketim vergisi (ÖTV) tutarları, üretici fiyatlarında 2012'nin son 6 ayında meydana gelen yüzde 2,70'lik artış çerçevesinde yükseldi.
İÇECEKLERDE SON DURUM NE?

Gelir İdaresi Başkanlığı'nın konuya ilişkin yayımladığı
ÖTV sirkülerinden yapılan derlemeye göre, malttan üretilen biralarda 0,62 lira olan asgari maktu ÖTV tutarı 0,63 liraya, taze üzüm şarabında 3,44 liradan 3,53 liraya, köpüklü şaraplarda 23,19 liradan 23,81 liraya yükseldi. Rakının ÖTV'si de (muhtevası 2 litreyi geçmeyen ve geçen kaplarda olanlar) 77 liradan 79,07 liraya çıktı.ÖTV Kanunu'na ekli 3 sayılı listenin A cetvelinde yer alan malların alkol derecesine göre litredeki eski ve 3 Ocak 2013 tarihinden geçerli yeni asgari maktu vergi tutarları şöyle:
Mal İsmi         Eski  ÖTV tutarı        Yeni ÖTV tutarı   (TL)                 
--------------------------------------------- --------------- ---------------
-Malttan üretilen biralar 0,62 0,63

-Taze üzüm şarabı (kuvvetlendirilmiş şaraplar dahil) üzüm şırası 3,44 3,53

-Köpüklü Şaraplar 23,19 23,81

-Vermut ve diğer taze üzüm şarapları 31,81 32,66

-
Alkol derecesi hacim itibariyle yüzde 18 veya daha az olanlar 25,25 25,93

-Fermente edilmiş diğer içecekler (elma şarabı, armut şarabı, bal şarabı...vs) 3,44 3,53

-
Alkol derecesi hacim itibariyle yüzde 22'den fazla olanlar 102,12 104,87

-
Alkol derecesi hacim itibariyle yüzde 80'den az olan tağyir (denatüre) edilmemiş etil alkol; damıtım yoluyla elde edilen alkollü içkiler, likörler ve diğer alkollü içecekler 102,12 104,87

-Üzüm şarabı veya üzüm cibresinin damıtılması yolu ile elde edilen
alkollü içkiler 97,16 99,78

-Cin ve geneva 81,30 83,49

-Votka 81,30 83,49

-Muhtevası 2 litreyi geçmeyen kaplarda olanlar (
alkol derecesi hacim itibariyle yüzde 45,4'ten fazla olanlar) 102,12 104,87

-Muhtevası 2 litreyi geçen kaplarda olanlar (Alkol derecesi hacim itibariyle yüzde 45,4'ten fazla olanlar) 102,12 104,87

-Likörler 102,12 104,87

-Diğerleri 102,87 104,87

-Rakı (muhtevası 2 litreyi geçmeyen kaplarda olanlar) 77,00 79,07

-Rakı (muhtevası 2 litreyi geçen kaplarda olanlar) 77,00 79,07

*Alkollü içkilerdeki maktu ÖTV, alkollü ürünlerin sadece içerdiği alkol miktarına uygulanıyor. Örneğin 35'lik rakı, yüzde 45 alkol içeriyor. Maktu ÖTV de bu alkol miktarı üzerinden hesaplanıyor.

11 Temmuz 2012 Çarşamba

TÜRKİYE'NİN DEMOGRAFİK YAPISI VE GELECEĞİ, 2010-2050



Bir ülkedeki nüfusun sosyal, demografik ve ekonomik niteliklerine ilişkin bilgi derlemesini sağlayan nüfus sayımları, araştırmalar ve idari kayıtlardan elde edilen istatistikler, toplumun ihtiyaçlarını karşılama ve hayatlarını daha iyi hale getirmeye yönelik politika ve planların oluşturulmasında en önemli unsurdur. Politika ve planların yürütülmesinde; nüfusun günümüz ve gelecekteki demografik yapısı, gençler, üreme sağlığı, göç, yaşlanan nüfus ve aile planlamasına yönelik konularda sağlıklı verilerin elde edilmesi büyük önem taşımaktadır.

İlki 1987 yılında olmak üzere, her yıl 11 Temmuz tarihinde, nüfusun önemli konularını ele alan bir tema ile “Dünya Nüfus Günü” kutlanmaktadır. Bu yıl dünyada işlenen ana tema “Üreme Sağlığı Hizmetlerine Tam Erişim” olarak belirlenmiştir.

Türkiye İstatistik Kurumu, 2012 yılından itibaren özel günlerde, günün önemine atfen yayın veya haber bülteni çıkarmaya başlamıştır. Dünya Nüfus Günü’ne özel hazırlanan bu bülten ile Türkiye’nin mevcut ve gelecekteki nüfus ve demografik yapısı ile üreme sağlığına yönelik hazırlanan bilgiler sunulmaktadır.

Haber bülteninde ve ek tablolarda yer alan Türkiye rakamları ulusal nüfus projeksiyonlarına, diğer ülkelerin rakamları ise Birleşmiş Milletlerin tahminlerine dayalı olarak verilmiştir. Ayrıca üreme sağlığı konusunda, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından 5 yılda bir gerçekleştirilen Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması’nın sonuçlarına da yer verilmiştir.

Türkiye nüfusunun 2050 yılında 94,6 milyon olması bekleniyor

2011 yıl ortası nüfus tahminlerine göre dünya nüfusu yaklaşık 6 milyar 974 milyon kişidir. Nüfus büyüklüğüne göre ülke sıralamasının ilk sıralarında Çin Halk Cumhuriyeti (1 milyar 348 milyon kişi), Hindistan (1 milyar 242 milyon kişi) ve Amerika Birleşik Devletleri (313 milyon kişi) yer almaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 1,1’ini oluşturan Türkiye nüfusu (74 milyon kişi), 187 ülke arasında 18. sırada yer almaktadır.

2050 yılı nüfus tahminlerine göre dünya nüfusu 9 milyarı aşacaktır. 2050 yılında Hindistan’ın 1 milyar 692 milyon kişi ile en fazla nüfusa sahip ülke olması beklenmektedir. Nüfus büyüklüğü bakımından Hindistan’ı sırasıyla Çin Halk Cumhuriyeti (1 milyar 295 milyon kişi) ve Amerika Birleşik Devletleri (403 milyon kişi) izleyecektir. Nüfusu 2050 yılında 94 milyon 585 bin kişi olarak tahmin edilen Türkiye’nin 187 ülke arasında 19. sırada yer alması beklenmektedir.

Nüfus artış hızımız düşmeye devam ediyor

2010-2015 dönemi tahminlerine göre dünya nüfusunun artış hızı yüzde 1,1’dir. Bu dönemde, nüfus artış hızının en yüksek olduğu ülkeler arasında Nijer (yüzde 3,5), Afganistan (yüzde 3,1) ve Yemen (yüzde 3) bulunmaktadır. Nüfus artış hızının en düşük olduğu ülkeler arasında ise Almanya ve Romanya (yüzde -0,2), Ukrayna (yüzde -0,6), Bulgaristan (yüzde -0,7) bulunmaktadır. Bu dönemde Türkiye’nin nüfus artış hızı yüzde 1,3 olup 187 ülke arasında 92. sırada yer almaktadır.

2045-2050 döneminde ise dünya nüfusunun artış hızının yüzde 0,4 olması beklenmektedir. Bu dönemde, nüfus artış hızının en yüksek olacağı tahmin edilen ülkeler arasında Zambiya (yüzde 3), Nijer (yüzde 2,7) ve Somali (yüzde 2,6) bulunmaktadır. Nüfus artış hızının en düşük olacağı tahmin edilen ülkeler arasında ise Çin Halk Cumhuriyeti ve Portekiz (yüzde -0,6), Bosna-Hersek (yüzde -1) yer almaktadır. Bu dönemde Türkiye’nin nüfus artış hızının yüzde 0,2 ile 187 ülke arasında 109. sırada yer alacağı tahmin edilmektedir.

Türkiye’nin 2050’lerde ortanca yaşının 40 olması bekleniyor

Ortanca (medyan) yaş, nüfusu oluşturan kişilerin yaşları, küçükten büyüğe doğru sıralandığında ortada kalan kişinin yaşını ifade etmektedir. Buna göre nüfusun yarısı bu yaştan küçük, diğer yarısı da bu yaştan büyüktür. Ortanca yaşın ileri yaşlarda bir değer alması, o ülkenin daha yaşlı bir nüfusa sahip olduğunu göstermektedir. Ortanca yaşın genç yaş grubunda olması, o ülkedeki çocuk ve genç nüfusunun fazla olduğunu göstermektedir. 2010 yılı tahminlerine göre dünya nüfusunun ortanca yaşı 29,2’dir. Ortanca yaşın en yüksek olduğu, diğer bir ifade ile en yaşlı nüfusa sahip ülkeler arasında Japonya (44,7 yaş), Almanya (44,3 yaş) ve İtalya (43,2 yaş) yer almaktadır. Ortanca yaşın en düşük olduğu ülkeler arasında ise Afganistan (16,6 yaş), Mali (16,3 yaş) ve Nijer (15,5 yaş) bulunmaktadır. Ortanca yaşı 28,9 olan Türkiye, 186 ülke arasında 80. sırada yer almaktadır.

2050 yılında dünya nüfusunun ortanca yaşının 38 olacağı tahmin edilmektedir. Ortanca yaşın en yüksek olacağı tahmin edilen ülkeler arasında Bosna-Hersek (53,2 yaş), Japonya (52,3 yaş) ve Portekiz (52,1 yaş) yer almaktadır. Ortanca yaşın en düşük olacağı tahmin edilen ülkeler arasında ise Nijer ve Malavi (19,6 yaş), Zambiya (17,9 yaş) bulunmaktadır. 2050 yılında ortanca yaşı 40,2 olarak tahmin edilen Türkiye’nin 186 ülke arasında 89. sırada yer alması beklenmektedir.

Ülkemizde kaba doğum hızı 2050’lerde binde 11,5’e düşüyor

Genellikle 1.000 nüfus başına düşen doğum sayısı olarak ifade edilen kaba doğum hızı, 2010-2015 dönemi tahminlerine göre dünyada binde 19,2’dir. Kaba doğum hızının en yüksek olduğu ülkeler arasında Nijer (binde 47,7), Zambiya (binde 46,5) ve Mali (binde 45) yer almaktadır. Kaba doğum hızının en düşük olduğu ülkeler arasında ise Almanya (binde 8,7), Japonya (binde 8,5) ve Bosna-Hersek (binde 8,2) bulunmaktadır. Kaba doğum hızı binde 17 olan Türkiye, 186 ülke arasında 109. sırada yer almaktadır.

2045-2050 dönemi tahminlerine göre dünyada kaba doğum hızının binde 14,2 olması beklenmektedir. Bu dönemde, kaba doğum hızının en yüksek olacağı tahmin edilen ülkeler arasında Zambiya (binde 36,9), Somali (binde 33,6) ve Malavi (binde 33,2) bulunmaktadır. Bu dönemde kaba doğum hızının en düşük olacağı varsayılan ülkeler arasında ise Portekiz (binde 7,9), Bosna-Hersek (binde 7,4) ve Katar (binde 6,2) bulunmaktadır. Kaba doğum hızı binde 11,5 olarak tahmin edilen Türkiye’nin, 186 ülke arasında 106. sırada yer alması beklenmektedir.

Ülkemizde toplam doğurganlık hızının 2050’lerde 1,8 olması bekleniyor

Toplam doğurganlık hızı; bir kadının doğurgan olduğu dönem boyunca (15-49 yaşları arasında) yaşayacağı ve belirli yaşa özel doğurganlık hızını takip edeceği varsayımı altında ortalama doğurabileceği canlı çocuk sayısıdır. Bu değerin 2,1’in altına düşmesi, nüfusun kendisini yenileyememesi anlamına gelmektedir.

2010-2015 dönemi tahminlerine göre dünyada kadın başına düşen ortalama çocuk sayısı 2,5’dir. Toplam doğurganlık hızının en yüksek olduğu ülkeler arasında Nijer (6,9), Somali (6,3) ve Afganistan (6) yer almaktadır. Toplam doğurganlık hızının en düşük olduğu ülkeler arasında ise Japonya ve Avusturya (1,4), Bosna-Hersek (1,1) bulunmaktadır. Toplam doğurganlık hızı 2,1 olan Türkiye, 186 ülke arasında 114. sırada yer almaktadır.

2045-2050 dönemi tahminlerine göre dünyada kadın başına düşen ortalama çocuk sayısının 2,2 olması beklenmektedir. Bu dönemde toplam doğurganlık hızının en yüksek olacağı varsayılan ülkeler arasında Zambiya (4,5), Somali (4,4) ve Nijer (4,2) gelmektedir. Toplam doğurganlık hızının en düşük olacağı ülkeler arasında ise Fas (1,7), İran (1,6) ve Umman’ın (1,5) bulunacağı tahmin edilmektedir. Bu dönemde, toplam doğurganlık hızının 1,8 olacağı tahmin edilen Türkiye’nin, 186 ülke arasında 126. sırada yer alması beklenmektedir.

Ülkemizde kaba ölüm hızının 2050’lerde binde 9,7’ye yükselmesi bekleniyor

Genellikle 1.000 nüfus başına düşen ölüm sayısı olarak ifade edilen kaba ölüm hızı, 2010-2015 dönemi tahminlerine göre dünyada binde 8,2’dir. Kaba ölüm hızının en yüksek olduğu ülkeler arasında Ukrayna (binde 16,2), Çad (binde 15,5) ve Bulgaristan (binde 15,2) yer almaktadır. Kaba ölüm hızının en düşük olduğu ülkeler arasında ise Bahreyn (binde 2,8), Katar (binde 1,5) ve Birleşik Arap Emirlikleri (binde 1,4) bulunmaktadır. Kaba ölüm hızı binde 6,3 olan Türkiye, 186 ülke arasında 128. sırada yer almaktadır.

2045-2050 dönemi tahminlerine göre dünyada kaba ölüm hızının binde 9,9 olması beklenmektedir. Bu dönemde, kaba ölüm hızının en yüksek olacağı tahmin edilen ülkeler arasında Bosna-Hersek (binde 16,7), Bulgaristan (binde 16,6) ve Ukrayna (binde 16) bulunmaktadır. Bu dönemde kaba ölüm hızının en düşük olacağı tahmin edilen ülkeler arasında ise Irak (binde 4,4), Filistin ve Yemen (binde 4,1) yer almaktadır. Kaba ölüm hızı binde 9,7 olarak tahmin edilen Türkiye’nin, 186 ülke arasında 83. sırada yer alması beklenmektedir.

Ülkemizde bebek ölüm hızı 2050’lerde binde 5,3’e düşüyor

Bebek ölüm hızı, belli bir yıl içindeki her 1.000 canlı doğan bebek için bir yaşını doldurmadan ölen bebek sayısıdır. 2010-2015 dönemi tahminlerine göre dünyada bebek ölüm hızı binde 41,8’dir. Bebek ölüm hızının en yüksek olduğu ülkeler arasında Afganistan (binde 124,5), Çad (binde 123,9) ve Somali (binde 100) bulunmaktadır. Bebek ölüm hızının en düşük olduğu ülkeler arasında ise Japonya (binde 2,6), Lüksemburg (binde 2,3) ve Singapur (binde 1,9) bulunmaktadır. Bebek ölüm hızı binde 12,2 olan Türkiye, 186 ülke arasında 120. sırada yer almaktadır.

2045-2050 dönemi tahminlerine göre dünyada bebek ölüm hızının binde 23,4 olması beklenmektedir. Bu dönemde, bebek ölüm hızının en yüksek olacağı tahmin edilen ülkeler arasında Afganistan (binde 66,6), Çad (binde 59) ve Somali (binde 48,1) bulunmaktadır. Bu dönemde bebek ölüm hızının en düşük olacağı tahmin edilen ülkeler arasında ise İsrail (binde 2), İzlanda ve Singapur (binde 1,9) yer almaktadır. Bebek ölüm hızı binde 5,3 olarak tahmin edilen Türkiye’nin, 186 ülke arasında 133. sırada yer alması beklenmektedir.

Ülkemizde doğuşta beklenen yaşam süresi 2050’lerde 79 yıla çıkıyor

Doğuşta beklenen yaşam süresi, yeni doğmuş bir bireyin yaşamı boyunca belirli bir dönemdeki yaşa özel ölümlülük hızlarına maruz kalması durumunda yaşaması beklenen ortalama yıl sayısıdır.

2010-2015 dönemi tahminlerine göre dünyada doğuşta beklenen yaşam süresi 69 yıldır. Doğuşta beklenen yaşam süresinin en yüksek olduğu ülkeler arasında Japonya (83,7 yıl), Avustralya (82,1 yıl), İtalya (82 yıl) ve İsveç (81,7 yıl) bulunmaktadır. Doğuşta beklenen yaşam süresinin en düşük olduğu ülkeler arasında ise Mozambik (51 yıl), Afganistan (49,3 yıl) ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti (48,9 yıl) bulunmaktadır. Doğuşta beklenen yaşam süresi 74,6 yıl olan Türkiye, 186 ülke arasında 75. sırada yer almaktadır.

2045-2050 dönemi tahminlerine göre dünyada doğuşta beklenen yaşam süresinin 76 yıl olması beklenmektedir. Bu dönemde, doğuşta beklenen yaşam süresinin en yüksek olacağı varsayılan ülkeler arasında Japonya (87,4 yıl), İsviçre ve Avustralya (86 yıl) gelmektedir. Bu dönemde doğuşta beklenen yaşam süresinin en düşük olacağı tahmin edilen ülkeler arasında ise Çad (63,2 yıl), Afganistan (62,8 yıl) ve Lesoto (58 yıl) yer almaktadır. Doğuşta beklenen yaşam süresi 78,5 yıl olarak tahmin edilen Türkiye’nin, 186 ülke arasında 99. sırada yer alması beklenmektedir.

Üreme sağlığı hizmetlerinden yararlanan anne ve bebek sayısı artıyor

Anne ve çocuk sağlığına yönelik hizmetlerin kullanımına ilişkin olarak, özellikle doğum öncesi bakım, doğum ve doğum sonrası bakım hizmetlerinde önemli gelişmeler kaydedilmiştir.

Kadınların yüzde 90’ı doğum öncesi bakımı doktordan alıyor

1993 yılında, kadınların yüzde 62’si doğumlarında en az bir kez sağlık personelinden (doktor, hemşire/ebe) doğum öncesi bakım alırken bu oran 2008 yılında yüzde 90’a yükselmiştir. Bu oran, 1998 yılında yüzde 68, 2003 yılında ise yüzde 81’dir.

Doğum öncesi bakım, anne yaşı genç olan kadınlarda daha yüksektir. 2008 yılında anne yaşı genç olan kadınların yüzde 93’ü, 35 yaş ve üzeri kadınların yüzde 86’sı doğum öncesi bakım almıştır. Ayrıca, kadınların eğitim düzeyi arttıkça doğum öncesi bakım alanların da oranı artmaktadır. Eğitimi olmayan kadınların yüzde 78’i, lise ve üzeri eğitime sahip olan kadınların ise yüzde 99’u doğum öncesi bakım almaktadır.

Kadınların yüzde 90’ı doğumlarını bir sağlık kuruluşunda gerçekleştiriyor

1993 yılında, kadınların yüzde 60’ı doğumlarını bir sağlık kuruluşunda gerçekleştirmekte iken 2008 yılında bu oran yüzde 90’a yükselmiştir. Doğumlarını bir sağlık kuruluşunda gerçekleştiren kadınların oranı 1998 yılında yüzde 73, 2003 yılında ise yüzde 78’dir. 2008 yılında, kentsel yerleşim yerlerinde doğumların yüzde 94’ü, kırsal yerleşim yerlerinde ise yüzde 79’u bir sağlık kuruluşunda gerçekleşmiştir.

Doğumların yüzde 91’i eğitimli sağlık personelinin yardımı ile gerçekleşiyor

1993 yılında, doğumların yüzde 76’sı eğitimli sağlık personelinin yardımı ile gerçekleştirilmekte iken bu oran 2008 yılında yüzde 91’e yükselmiştir. Sağlık personeli yardımıyla gerçekleştirilen doğumların oranı 1998 yılında yüzde 81, 2003 yılında ise yüzde 83’tür.

2008 yılında, doğumların yüzde 64’ü doktor, yüzde 27’si ise hemşire/ebe tarafından yapılmıştır. Kentsel yerleşim yerlerinde, doğumların yüzde 96’sı sağlık personeli yardımı ile yapılırken, kırsal yerleşim yerlerinde ise bu oran yüzde 80’dir.

Kadınların sezaryen ile doğum yapmaları giderek artıyor

Türkiye’de sezaryen ile doğum oldukça yaygındır. 2008 yılında doğumların yüzde 37’si sezaryen ile yapılmıştır. Bu oran 1993 yılında yüzde 8, 1998 yılında yüzde 14, 2003 yılında ise yüzde 21’dir.

Sezaryen ile doğum yapma oranı annenin yaşıyla birlikte artmaktadır. Sezaryen ile doğum, 2008 yılında kentsel yerleşim yerlerinde yüzde 42 iken, kırsal yerleşim yerlerinde yüzde 24’tür. Eğitimi olmayan kadınların sezaryen ile doğum yapma oranı yüzde 19 iken lise ve üzeri eğitime sahip olan kadınların sezaryen ile doğum yapma oranı yüzde 60’dır.

Kadınların yüzde 82’si doğum sonrası bakımı sağlık personelinden alıyor

Kadınların yüzde 82’si doğum sonrası ilk bakımını sağlık personelinden (doktor, hemşire/ebe) almıştır. Doğum sonrası anne ve bebek bakımı, doğumun sağlık kuruluşlarında gerçekleştirilme oranıyla ilişkili olarak artmaktadır.

Bebeklerin doğumdan itibaren sağlık kontrollerinin yapılması bebek ölümlerinin önlenmesi açısından önemlidir. Türkiye’de bebeklerin yaklaşık yüzde 90’ı sağlık personelinden bakım almakta olup bu bebeklerin yüzde 67’sinin sağlık kontrolü doğumdan sonraki dört saat içinde yapılmaktadır.

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Hanehalkı Yurtiçi Turizm Araştırması, 4.Dönem 2011

 Hanehalkı Yurtiçi Turizm Araştırması ile yurtiçinde seyahate çıkan vatandaş ve yabancıların profili, gezi karakteristikleri ve yurtiçi turizm harcamasının tahmin edilmesi amaçlanmıştır. Araştırma, en az on iki ay süre ile Türkiye’de ikamet eden vatandaş ve yabancı ziyaretçilere uygulanmıştır. 15 yaşından küçük hanehalkı fertlerinin yalnız başına yaptıkları seyahatler ve on iki aydan az süre ile Türkiye’de ikamet eden hanehalkı fertleri, anket kapsamı dışında tutulmuştur. Araştırmada, tüm seyahat bilgileri ve seyahat ile ilgili yapılan harcamalar alınmıştır.

2009 yılından beri üçer aylık dönemler halinde uygulanan araştırmanın, 2011 yılı IV. Dönemine ait sonuçlarına bu haber bülteninde yer verilmiştir.

Yurtiçinde ikamet edenler, bir ve daha fazla gecelemeli 13 milyon 377 bin seyahat gerçekleştirmiştir.


2011 yılı IV. Döneminde yurtiçinde ikamet edenlerin bir ve daha fazla geceleme kaydı ile yaptıkları toplam seyahat sayısı 13 milyon 377 bin’dir. Seyahate çıkış amacı olarak birinci sırada % 77,1 ile “Yakınları ziyaret”, ikinci sırada % 8,4 ile “Gezi, eğlence, tatil”, üçüncü sırada ise % 7,7 ile ”Sağlık” amacıyla yapılan seyahatler gelmektedir.

Bir ve daha fazla geceleyenlerin, seyahat ve geceleme sayısı ile harcamaları, 2010-2011
2011 yılı IV. Döneminde bir ve daha fazla geceleme kaydı ile seyahate çıkanlar, 84 milyon 975 bin geceleme yapmışlardır. Bu dönemde ortalama geceleme sayısı 6,4 gece olup, seyahat başına yapılan ortalama harcama ise 216 TL’dir.

Seyahate çıkanlar, 2 milyar 883 milyon 252 bin TL harcamışlardır.


Seyahat edenler, seyahat harcamalarını kişisel veya paket tur harcamaları şeklinde yapmaktadır. Anket sonuçlarına göre, 2011 yılı IV. Döneminde yurtiçi turizm harcamasının % 97,8’ini (2 milyar 818 milyon 382 bin TL) kişisel, % 2,2’sini (64 milyon 870 bin TL) ise paket tur harcamaları oluşturmaktadır.

Bu konuyla ilgili bir sonraki haber bülteninin yayımlama tarihi 29.08.2012’dir.

18 Mayıs 2012 Cuma

İstatistiklerle Gençlik 2011


7 Mayıs 2012 Pazartesi

Bağ alanları, 1980 yılında 820 bin hektarken 1990 yılında 580 bin hektara, 2000 yılında ise 535 bin hektara düştü.



Dünyadaki bağ alanlarının yüzde 6,3'üne sahip olan ve kuru üzüm ihracatında dünyada ilk sırada yer alan Türkiye için üzüm, ekonomik açıdan en önemli tarım ürünleri arasında yer alıyor.
TBMM Araştırma Merkezi, Türkiye'de ve dünyada üzüm sektörünü araştırdı.

Araştırmaya göre, sayısal olarak sahip olduğu potansiyele uygun ekoloji ve zengin asma genetik kaynakları, üzüm üretimi ve ihracatında en avantajlı ülkeler arasında olan Türkiye, bu konuda önemli ihracat geliri elde etme potansiyeli de taşıyor.

Bağ alanları, 1970'lerden bugüne, dünyaya paralel olarak Türkiye'de de azaldı, 1980 yılında 820 bin hektarken 1990 yılında 580 bin hektara, 2000 yılında ise 535 bin hektara düştü.
Türkiye bugün en çok bağ alanına sahip olan ülkeler arasında 5. sırada yer alırken, bağ alanları Türkiye'deki tarım alanlarının yüzde 2'sini oluşturuyor. Üzüm üretim miktarı toplam meyve üretiminin içerisinde yüzde 30'luk önemli bir paya sahip.

2009 yılında tüm dünyada toplam 67,5 milyon ton üzüm üretimi gerçekleştirilirken, Türkiye 4,2 milyon tonluk üzüm üretimi ile dünyadaki üretimin yüzde 6,3'ünü gerçekleştirdi ve en çok üzüm üreten 6. ülke oldu.

Türkiye'deki üzüm üretimi, 1990-2004 yılları arasında ortalama 3,5 milyon ton, 2005'de 3,85 milyon ton, 2010 yılında ise 4,25 milyon tona ulaştı. Araştırmada, öne çıkan unsurlar şöyle:
"Türkiye'de 2009 yılında bir hektar alanda ortalama 8,9 ton üzüm üretildi. Türkiye bu rakamla dünya ortalaması ile aynı düzeyde olurken, Türkiye'de verimliliğin yüksek olmaması, tarım teknolojilerinin iyi kullanılmaması; sulamanın yetersiz olması verimliliği etkileyen faktörler. Buna karşılık, Türkiye'deki üzüm üretimi önceki yıllara göre daha verimli gerçekleştiriliyor.

Birim bağ alanında gerçekleştirilen üzüm üretimi, 1990 yılında 7,3 ton iken, bu rakam 2000 yılında 7,9 tona, 2010 yılında ise 8,9 tona yükseldi.

Dünya yıllık üzüm üretiminin yaklaşık yüzde 84'ü şarap ve üzüm suyu, yüzde 11'i sofralık ve yüzde 5'i de kurutmalık üzüm olarak değerlendiriliyor. Türkiye'de üretilen üzümlerin büyük bölümü, sofralık üzüm olarak değerlendiriliyor. 2010 yılı itibariyle üretilen üzümlerin yüzde 52,8'lik bölümü sofralık üzüm olarak kullanılırken, yüzde 36,2'lik bölümü kurutmalık üzüm, yüzde 10,8'lik bölümü ise şarap üretiminde kullanıldı.

Türkiye'nin üzüm ihracatı, 1990 yılında 15 bin ton iken, 2000 yılında 64 bin tona, 2008 yılında ise 202 bin tona yükseldi. İhracat miktarındaki artışa paralel olarak Türkiye'nin dünyada en çok üzüm ihraç eden ülkeler sıralamasındaki yeri de yükseldi. 1990 yılında en çok üzüm ihraç eden 11. ülke olan Türkiye, 2009 yılında 6. sıraya yükseldi."

Türkiye, çekirdeksiz kuru üzüm üretiminde ise ABD'nin ardından ikinci sırada yer alıyor ve dünyadaki üretimin üçte birini gerçekleştiriyor.

Kaynak: AA

27 Nisan 2012 Cuma

Turizm geliri geçen yılın aynı dönemine göre % 9,7 azaldı


Ocak, Şubat ve Mart aylarından oluşan I. Dönemde turizm geliri, geçen yılın aynı dönemine göre % 9,7 azalarak 2 799 744 250 $ oldu. Turizm gelirinin % 72’si yabancı ziyaretçilerden, % 28’i ise yurt dışında ikamet eden vatandaş ziyaretçilerden elde edilmiştir.


Ziyaretçiler, seyahatlerini kişisel veya paket tur ile gerçekleştirmektedir. Bu dönemde yapılan harcamaların 2 497 453 236 $’ını kişisel, 302 291 014 $’ını ise paket tur oluşturmaktadır.


2012 I. Dönemde kişi başına ortalama harcama 664 $’dır. Bu dönemde yabancıların ortalama harcaması 594 $, yurtdışında ikamet eden vatandaş ziyaretçilerin ortalama harcaması ise         943 $’dır.

Ziyaretçi sayısı geçen yılın aynı dönemine göre % 4,1 azaldı
2012 yılı I. Dönemde ülkemizden çıkış yapan ziyaretçi sayısı 4 219 161 kişidir. 
Bunun 3 374 732 kişisini yabancı, 844 429 kişisini ise yurt dışında ikamet eden vatandaşlar oluşturmaktadır.

Turizm gideri geçen yılın aynı dönemine göre % 36,6 azaldı
Yurt içinde ikamet edip başka ülkeleri ziyaret eden vatandaşlarımızın harcamalarından oluşan turizm gideri, geçen yılın aynı dönemine göre % 36,6 azalarak 759 092 463 $ olmuştur. Bunun 739 715 476 $’ı kişisel, 19 376 987 $’ı ise paket tur harcamalarıdır. Yurt dışını ziyaret eden       1 263 166 vatandaşın kişi başı ortalama harcaması 601 $’dır.


19 Nisan 2012 Perşembe

Bir romantik 2008 projesi : WİNESHOP

2008 yılında  hazırladığım  fazla romantik bir proje. Veriler 2008 yılına  aittir. 
Şakir Akışık


“Birleşik Anadolu Şarap Üreticileri Platformu” WİNESHOP  projesi

 Tanımı:
Şarap tadımı-lansmanı-seminerleri vs.. de yapılabilecek, mini yemek noktaları ile birlikte kurgulanmış, zevkli  zaman geçirilebilecek, toptan - perakende ve kadeh şarap ağırlıklı alkollü içkiler satış ve sunum mağazası

Amaç:
Organize perakende sektörüne, şarap üreticilerinin bizzat kendi perakende şirketleri ile katılarak zincir mağazaların anormal talepleri karşısında alternatif ve maliyeti daha düşük seçenek yaratmak.

Türkiye’nin tamamına yayılarak bir zincir olmak suretiyle toptan ve perakende şarap satışını gerçekleştirecek yeni bir kanal yaratmak.

İçerik:
  • Minumum 350 m2 ve üzeri bir mağaza da şarap üreticilerine kendi şaraplarını sergileyebilecekleri 15-20 ve/ya üzeri bir M2 alan tahsis edilecektir.
  • Orta alan tüm şarap üreticilerinin ve tüketicilerin kullanacağı oturma alanı olacaktır. Bu mekan aynı zaman da Şarap üreticilerinin tadım, tanıtım, lansman, relansman,  etkinlik ve toplantı alanı olacaktır.
  • Kimi bölgelerde, depo/ofis kurmamış şarap üreticilerinin satıcıları için telefon, faks, wireless vb donanımları ile kurulmuş mini business toplantı  odaları yapılacak ve  şarap üreticilerine  hizmet verecek  ortamlar yaratılacaktır.
  • Koli bazında ve şişe bazında birlikte satış yapılacaktır.
  • Haftanın şarapları” bölümünde yapılacak kampanyalar ile  toptan satış  teşvik edilecektir.
  • Mevsimine göre şarap satışını perakende ve toptan olarak artıracak
  • Roze Şarap Haftası
  • Beyaz/ Kırmızı Şarap Haftası
  • Cabernet Sauvignon Haftası
  •   Ekolojik Şarap Haftası
  • vb etkinlikler düzenlenecektir.

  • Wineshop mekanları belirlenirken on trade noktaların yoğunluğu gözetilecek(Beyoğlu İstanbul, Boğaz hattı İstanbul, Bagdat caddesi İstanbul, Kordon İzmir, Kemer, Kundu Antalya, Sakarya, Tunalı Hilmi Ankara vb) ve bulunulan bölgedeki tüm on trade mekanlara  indirim ve/ya üye kartı çıkarılacaktır.
  • Wineport mekanlarını belirlerken diğer temel öncelik nihai tüketicinin  yoğun olduğu mekanlar ve uygun  kiraları olan AVM’ler  tercih edilecektir.
  • Ağırlığı şarap olmakla  birlikte çekim merkezi olabilmek için 1-2 mekan “Ağır Alkollü İçkiler” butiği olacaktır. (Cognac, Armagnac, Calvados, Grappa, Malt whisky vb)
  • Mekanın büyüklüğüne göre market yazarkasaları konulacaktır. (Diğer bir sistem alternatifi ise, her misafire, yapacağı tüm alışveriş ve yeme içme harcamalarının işleneceği bir kart verilmesidir. Satın alınan ürün ve/ya hizmet tutarı kasalarda tahsil edilerek, misafirin işletmede bulunduğu süreyi rahat ve keyifli geçirmesi sağlanır. Kartsız giriş çıkışa izin verilmez. Teslimatlar kapıda yapılır)
  • Mağazanın içerisinde şarap tadımı ile uyumlu farklı ürün standları bulunacaktır.
  • Peynir
  • Şarküteri
  • Salata
  • Çikolata vb


Mekanizma:
Tüm masraflar katılımcı şarap ve stand sahiplerine “Avm ortak alan masraflarını hesaplama sistemi” çerçevesinde eşit olarak paylaştırılacaktır.
Business ofis kullanımları ayrıca ücretlendirilecektir.

Kiralanacak yerin büyüklüğüne ve katılımcı şarap üreticilerinin sayısına göre masraflar değişecektir.

Analiz:
Zincir mağazaların yıllar itibariyle şarap cirosu*:
2006  yılı     83,868,000 TL
2007  yılı     86,143,000 TL
2008  yılı     91.527.000 TL
2009  yılı     98. 241.000 TL
*Tutarlar Metro satış rakamlarını içermemektedir.

Şarap üreticilerinin tamamı zincir mağaza operasyonlarından zarar etmekte ve/ya kar etmemektedir.
Yukarıda belirtilen ciroların  % 78’i şarap üreticilerinin, kalan % 22 de tüketicilerin cebinden çıkmakta ve Zincir mağazaların kasalarına girmektedir.

2006 ve 2009 yılları arasında Zincir Mağazalar şaraptan 359.779.000 TL ciro yapmıştır. Şarap Üreticileri de bu cironun % 78’ini (280 milyon TL) giriş bedeli, mağaza açılışı, aksiyon, lojistik, dağıtım, ciro vs.. akla hayale gelmeyecek bir dizi zorlanmış iskontolar yoluyla zincir mağazalara ödemiştir. Kazanan zincir mağazalar,  kaybeden şarap üreticileri ve tüketiciler olmuştur.


 2006 – 2009 yılları arasında şarap üreticileri yukarıda belirtilen Wineshop adında ki perakende ve toplam satış mağazalarından;
100 adet Türkiye’nin muhtelif yerlerine açmış olsalardı mağaza başına 2.800.000 TL yatırım yapabilirlerdi.
250 adet Türkiye’nin muhtelif yerlerine açmış olsalardı mağaza başına 1.120.000 TL yatırım yapabilirlerdi.

Yukarıda bahsedilen Wineshop konseptli bir mağaza bu tutarlardan çok daha az bir sermayeye ihtiyaç hissetmektedir.
Sektör, bir araya gelebilmesi halinde çok ciddi sermaye büyüklüklerine ulaşabilecek ve kendisine yeni alternatifler yaratabilecek güçtedir.

Zincir mağazaları finanse edeceğimize Türkiye’nin her şehrinde kendi mağazalarımızı, kendi WİNESHOP’larımızı açabiliriz.

Üzüm bağlarının verimliliğini artıran akıllı robot

“Bu küçük robot 45 derece eğimli arazilere bile tırmanıp üzüm bağlarının haritasını dahi çıkarabiliyor. Bu aygıtı icat edenler bu durum...